Maske 8 dakikada nasıl düşer?

CHP Milletvekili Şafak Pavey’in 31 Ekim 2013 tarihinde TBMM kürsüsüden yaptığı konuşma üzerine notlar…


31 Ekim 2013 tarihi Türk medyası tarafından “Tarihi Gün” ilan edildi. İnsan düşünüyor… Parlamenter demokrasinin yasama organı TBMM’de tarihi bir gün yaşanması için ne olması gerekir? Meclisten hangi yasa geçecek veya anayasa değişikliği yapılacak ki Cumhuriyet ve demokrasi tarihinde bir dönüm noktası olsun?

AKP’nin türbanlı milletvekillerinin meclis genel kuruluna girdiği gündü 31 Ekim 2013. İçtüzük değişikliği bile yapılmamıştı. Başbakan Erdoğan konuyla ilgili bir soruya “Herhangi bir içtüzük değişikliğine gerek yok, milletin seçtiği vekiller parlamentoda görev yapabilir” demişti zaten. Memleket uzun süredir çoğunluğun tahakkümü ile yönetildiğinden medyadaki kalemler falan da yadırgamadı bu açıklamayı. Galatasaray’ın şampiyonluğunu Şükrü Saraçoğlu Stadı’nda ilan ettiği gün de kupanın verilip verilmeyeceğinin başbakana sorulduğu bir ülkeydi burası.

Herkes CHP’nin nasıl tepki vereceğini merak ediyordu. Ondört yıl önce Merve Kavakçı vakasında yaşandığı gibi bir tepki mi gelecek, yoksa uzlaşma mı sağlanacaktı? Başörtülü milletvekilleri erkek milletvekili arkadaşlarıyla zafer – anı karışımı edalarla fotoğraflar çektirdikten sonra meclise girip sıralara oturdular. Yıllar önce olduğu gibi yer yerinden oynamadı. Milletvekilleri gündemle ilgili konuşmak için söz aldılar. CHP’den Şafak Pavey’in sözleri merak ediliyordu. Şafak Pavey içtüzük değişikliği olmadığı için protez bacağı ile etek giymek zorunda kalan bir milletvekiliydi.

Konuşmasına “Size su içmenin bile yasak olduğu bir meclisten sesleniyorum…” sözleriyle başlayan Pavey’in naif üslubuyla meclise seslenişi herşeyden önce bağırmadan çağırmadan milyonların nasıl etkilenebileceğine kanıttı.

Herkes ondan “benim bacağım….” diye başlayan çok sayıda cümle, keskin bir laik dil bekledi ama umdukların bulamadılar.  Pavey konuşmasında kusursuz bir sekülerizm talep etti, temsil ettiği kesimin yaşam tarzını savundu ama laiklik konusundaki endişelerini dile getirirken alıştığımız tarzda bir dil kullanmadı hatta “başörtüsü siyasi rantınız” bile demedi.

Bunların yerine Pavey, değerler üzerinden konuştu. O değerler onun gibi aydınlık zihinlerde “kırmızı ruj ile başörtüsü arasına sıkışmamıştı”… Kadın, engelli, yaşlı, hasta hakları, inanç özgürlüğü, adalet gibi değerleri savundu.”Polis şiddetinden korkarım” dedi, Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nde yönetici olarak çalışma alanı engelliler, azınlıklar, çocuklar, şiddete uğramış kadınlar, mülteciler, iskence kurbanları yani mağdurlardı.

“Azınlığın çoğunluğa tahakkümü sürdürülemez ama çoğunluğun azınlığı ezmesi sürdürülebilir, asıl korkulan da budur, adalet ile öc alma arasındaki farkı anlayın” dedi.

“Size Afganistan’da İran’da başörtüsü takmak zorundan kalan biri olarak sesleniyorum” derken, beş yaşındaki kızlara zorla başörtüsü taktırıldığını anlatırken inanç özgürlüğü olarak başörtüsünün iki ucu keskin bir bıçak olduğuna dikkat çekiyordu. Ve bu sözlerle dikkat edin diyordu, sizin bugün özgürlük dediğiniz yarın  başkasının esareti olmasın.

Konuşmanın iktidarı vuran çarpıcı noktalarından biri de “çiçekli başörtüsü ve daracık pantolonlu genç kızın sevgilisi ile buluşma özgürlüğünü Atatürk’e borçlu olduğunu düşünüyorum” sözleriydi. Atatürk onun için 12 Eylül’ün Kemalist maskeli faşizmi değil, aydınlanma, kadın-erkek eşitliğiydi.

Konuşmasını tamamlarken Pavey türbanlı vekillere seslendi “türbanı bir insan hakları ihlalinden insan hakları kazamına dönüştürün” dedi. Türbanlı vekillerin demeçlerini de taramış, başkalarının özgürlüklerini savunduklarına dair bir açıklamaya da rastlamamıştı. Onlar “başımı açarak bir daha kirlenmeyeceğim” diyerek başı açıklara hakaret etmekle yetinmişlerdi.

Ve sonunda şöyle seslendi: “Sivas’ta yakılan, Gezi’de vurulan, yaşam tarzları aşağılanan biziz ama siz kronik mağdur olmayı nasıl başarıyorsunuz?”

Şafak Pavey’in konuşmasının özeti şuydu aslında: Özgürlüğü ve adaleti savunmak herkes için savunmaktir, sadece imtiyazlı bir kesim için özgürlük ve adalet isterseniz İKİYÜZLÜSÜNÜZ  demektir. Öyle ya… “kibirden küfelik olmuşlar, onlara benzemeyenlerin çığlığını nasıl duyacaklardı?”.

Bu konuşmanın tonu bana duran adamı hatırlattı. Sessiz bir çığlık vardı duran adamın eyleminde. The Guardian gibi snob bir gazete bu eylemi “duran bir adam devleti sarstı” yorumuyla vermişti. Şafak Pavey’in naif bir üslupla herkes için özgürlük ve adalet talep eden bu konuşması da iktidarı vurmuşa benziyor.

Sosyal medya, her türlü siyasi ekolden iktidar muhaliflerinin alkışlı tweetleriyle inledi. Başbakan Erdoğan’ın Twitter’dan rahatsızlığı biliniyor. Bunu her fırsatta söylemekten de çekinmiyor. Şafak Pavey’in sosyal medyada aldığı alkış yandaş kalemleri de epey rahatsız etti. Sabah Gazetesi yazarı Sevilay Yükselir girdi devreye. Amaç Şafak Pavey’i itibarsızlaştırarak sözlerinin yarattığı etkiyi azaltmak olmalıydı. Yükselir, Pavey’i yalan söylemekle suçladı.Yükselir’in Tweet’indeki “Bu ilk yalanı değil. İsviçre’de bir çocuğu kurtarmak için mi yoksa kocası terk ettiği için mi o trenin önüne atladı sormak lazım kendisine” sözleri büyük tepkiyle karşılandı, amacına ulaşmadı. Yükselir’in bahsettiği şekilde Şafak Pavey kolunu bacağını kaybettiyse bile bu kimin umrundaydi ki zaten? Pavey’in özel hayatıyla ilgili bu meselenin başörtüsü sorununun bağlamıyla ne ilgisi olabilirdi? Bir adam sadece durarak devleti nasıl sarstıysa, Pavey de 8 dakikalık hitabetiyle tüm maskeleri indirmeyi başarmıştı. Sevilay Yükselir ve benzeri kalemlerin de telaşı bundandı.

İki kıta arası 4 dakika diye övünerek gelişmişliği sadece bayındırlık projelerine endeksleyenler, Şafak Pavey’in insan hakları, adalet, dezavantajlılara eşitlik üzerinden verdiği medeniyetin kodlarıyla ikiyüzlülüğün maskesini 8 dakikada yırtmasına ne diyeceklerdi ki?

Ahmet Hakan Hürriyet Gazetesi’ndeki köşeyazısında 31 Ekim’i “Tarih bugünü başörtüsüne özgürlük sağlanan değil başörtüsü için büyük mutabakat günü olarak yazacak” demişti ve en doğru tespit buydu.

Her seferinde Gezi ruhuna giydirmeye  çalışanlara duyurulur, başörtüsü mutabakatının temelleri başbakanın çapulcu diyerek aşağıladığı, isyanları ötekileştirmeye olan gençler tarafından Gezi’de atıldı. Hiç kuşku yok ki Gezi’de devrim oldu, TBMM’de başörtüsü için uzlaşma sağlandıysa hükümet bunu gazlayıp dayak attığı çapulculara borçlu. Gezi aynı zamanda muhalefetin üslubunu da belirledi. Toplumun tüm ötekileştirilenlerinin biraraya geldiği Gezi eylemleri sırasında  Cuma namazı kılınırken nöbet tutanlar, İslamcıların bir zamanlar komünist diye taşladıkları devrimcilerin çocuklarıydı. Başörtüsü dahil gençlerin tüm ötekileştirmelere isyanları, kutuplaştırmaya dayalı köhne siyasete tepkileri ve bitmek bilmeyen başörtüsü gibi gündemleri sırtlarından atmak istemeleridir mutabakata götüren.

İronik geldi değil mi? “Hükümet istifa” sloganlarının atıldığı Gezi eylemleri, türbanlı iktidar partisi milletvekillerinin uzlaşıyla TBMM genel kuruluna girmesini sağlayan dinamiklerden biriydi. Gençler Gezi’de “bizim yaşam tarzımıza karışma, özgürlüğü herkes için istiyoruz” mesajı verirken ikiyüzlü değillerdi,  bu anlamda TBMM’ye başörtüleriyle giren milletvekillerine de vizeyi onlar verdi aslında zira hepsi Şafak Pavey’in konuşmasındaki değerler etrafında birleşmişlerdi. Yani Özgürlük, Adalet, İnsan Hakları etrafında…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s